Çağımızın Mutluluk Saplantısı

Toplu konut reklamlarında gördüklerimiz: gülen yüzler, koşan çocuklar, güneşli bir hava, uçan kuşlar ve yemyeşil çimenler..    masmavi havuzlar resmedilmekte ve tüm bu  betimsel ögeler ‘mutlu olacaksınız’ mesajı altında sunulmakta. Bu mutluluk saplantısı insanları derin bir yanılgıya sürüklemekte: En büyük ihtiyacımızın, nihai amacımızın mutlu olmak olduğu sanısı.

Hayır! İnsanlar mutlu olmanın peşinde değillerdir. Canlı bombalar mutlu olmak için patlatmazlar kendilerini, insanlar mutlu olmak için acı çektirmezler kendilerine, kimse mutlu olmak uğruna sevdikleri pahasına ölmüyor, zaten öldükten sonra mutluluğun garantisini kim verebilir?.. Ancak, insanlar varlıklarının bir anlama dayandığını duyumsamak istiyor. Anlamı arayıp soruşturuyor.

Mutluluk anlık bir haldir. Bir kediyi okşarken, bir dostla karşılaşıldığında, bir şakaya gülerken ve daha milyonlarca durum karşısında patlayan anlık bir olumlama hissidir. O an sorumluluklar, dertler ve eksiklikler akla gelmez ve adeta bu dünyaya ait olmayan bir an yaşanır. Cennet/ ütopya tahayyüllerinin en ufak bir demo sürümü gibidir adeta. Adeta insana bu demonun tam versiyonunun da mevcut olduğunu hissettirircesine, gerçekliği umursamadan hayal ettirircesine..

Anlamlılık ise süreklilik gösterebilir, zamana yayılabilir. Çocuklarını okutmak için iğrendiği bir işte çalışmaya giden bir baba mutlu olmak için gitmez o işe. Anlamlı yaşamak için gider. Çocuklarının okuduğunu görmenin, bunun bir simgesi olarak, onları kep atarken göreceği 1 anlık mutluluğun uğruna da katlanmaz onca zorluğa; aksine onların akıbetlerinin ne olacağını, hayal ettiği yerlere gelip gelmeyeceklerini bir gün göreceğinden bile emin değildir. O, varlığının sürekliliğinde sorumluluğunun şimdiki zamana düşen payını hakkıyla yerine getirerek anlamlı bir varlık olduğunu duyumsamak ister. Ve ona bu sebeple hiç zor gelmez o iğrenç iş. Çünkü bir sebebi vardır. Maddiyata indirgenemeyecek kadar büyük bir karı vardır bu işten ve bu sebeple maddi pislikler onu etkileyemez.

Yani anlam zamana yayılabilen bir haldir, duyumdur. Acı çekerken de, gülerken de, ağlarken de ve her durumda anlamlı yaşadığını hissedebilir insan, eğer hakikaten bir anlama binaen yaşıyorsa.

“Kendimi boşlukta hissediyorum”… ne çok söyledik bu lafı. Ve ne kadar doğru bir tespit yaptık bunu söylerken. Ancak hemen sonra çok ciddi bir yanılgıya düştük : “Çünkü hiç mutlu değilim” ya da “Çünkü istemediğim şeyleri yapmak zorundayım”. Hissedilen o boşluğun mutlulukla veya canımızın istediğini yapmakla giderilebileceği önyargısını öyle bir kabullendik ki, aklımıza hiç gelmedi anlamı aramak. Varlığımızın sebebine odaklanmak. Tefekkür etmek.

Halbuki, keşke bilseydik:

Anlam’ ın, dünyadaki tüm insanların erişmekte eşit oldukları tek şey olduğunu..

————————————————————————————————————————————–

Viktor E. Frankl/ İnsanın Anlam Arayışı  tavsiye edilir.

You may also like...

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Comment moderation is enabled. Your comment may take some time to appear.